Bugün blogda paylaşmaya değer harika bir gün geçirdim. Sabah 8 den sonra babam ve oğlu bendeniz istikamet Tuzla Sahile gittik. Sandalımıza atladık ve kendimizi asfalt gibi denize bıraktık. Sandalımız oldukça hurda, altı da yosun bağlamış. 20 dakikada gidilebilecek mesafeyi belki 40 dakika kürek çekerek gittik. Bu durum birinci kaptan olarak kaslarımı erken vakitte yıpratmama sebep olmuştu. İlk denemelerimiz başarılıydı ve yerimizi bulduk diyorduk. Ama öyle olmadı. Balığı sürekli kovaladık. Sadece biz değil sahildeki pek çok balıkçı. Aslında biz onları takip ettik çaktırmadan. Kim nereye giderse biz de oraya. Tuzla'nın deneyimli ihtiyar balıkçıları zaman zaman laf da atıyorlardı : "Balık var mı tutuyo musunuz ? Orda yoksa buraya gelin". Altta kalmayız : "Var var". Bu var var dediğimiz anlarda da tık yok. Uzun süre ümitsiz bekleyişi sürdürdük. Aslında balık çok var ama bizde kürek var motor bozuk. Balığın olduğu yere gitmek de zor. Başlangıçta şansımız olsaydı hiç bi yere kıpırdamadan devam eder balığı tutar dönerdik. Biraz da denizle inatlaşınca işler değişiyor. Uzun bir zaman sonra tam yerimizi bulduk. Attık çektik attık çektik ve bu saatlerce devam etti. Oltaya takılan küçük kırlangıçları ait oldukları yere geri gönderdik. Bazılarını hayatta tutamadık martılara hediye ettik. Gönül isterdi ki istavrit olsun ama mezgitinde kuzu olanına denk geldik.
En son balık tuttuğum zaman 2000'den önce Bursa'nın Altıntaş köyündeki kamptaydı. O zamanlar küçüğüz, yazlık yer. Babamla o zamanlar sandalla açılırdık ama ben oltayı çok sık dolaştırdığımdan sandalda balık tutmazdım. Sadece iskeleden kaya balığı tutarak kendimi memnun ederdim. Bu sabahda sandaldayken niyetim babamı izlemekdi aslında. Ayaklarımı suya sokar denizin tadını çıkarır güneşlenirim diyordum. Ama öyle olmadı. Hemen ilk dakkasında elime tutuşturdu oltayı. Yıllar öncesine gittim. Hafızamda her şey öğrettiği gibiydi. Babam 4X kilo balık tuttuysa ben X kadar tutmuştum. Balığın oltaya gelişi, misinayı titretmesi, onu yakalama anı ya da oltayı çekerken balığı kaybetme anı, yemi takmak, düzeltmek, oltayı dolaştırmadan kullanmak bütün bunların tadını çıkardım ve çok eğlendim.Yalnız biz biraz işi abarttık. Sabahın 9undan akşamın 6sına kadar oruçlu bi şekilde balığın peşine bu kadar düşmek bana pahalıya patladı. Bu satırları yazdığım sırada parmaklarımın üstünden başlayarak omzuma ve oradan da enseme doğru sağlı sollu dönüşlerle ve tam bir u dönüşü yaparak suratımın tam ortası güneşin altında fazlaca kalmış olmamdan dolayı birinci dereceden yanık durumunda. Dışarıdan gelen esinti de vantilatörün son kademesi de kar etmiyor. Bir kaç gün böyle kavrulcaz. Sakallarımı kesip gözlüğümü çıkarmayı da düşünmüyorum. Çünkü o zaman birinci dereceden yanıktan daha çok a ile başlayıp e ile biten bir yanık türüne benzemeye başlıyor. Bir süre kimseye gözükmesem iyi olur.